Ankara'dan : Cumhur Aydın

[www.kahvemolasi.com/sayilar/20020826.asp]


Küçük oteller, küçük sevinçler-4
Troya, Geyikli noktasından Çanakkkale-İzmir karayoluna bağlanan 30km'lik yol ve ören yerine ulaşan asfalt ilave bir 3 km'lik yolla karşımıza çıkıyor. Bu ayrılma noktası, rastlantı ya, Çanakkkale'den de 30km. Hava olağanüstü sıcak, saat öğlen bir. Herhalde biz tek başımıza oluruz derken, bulduğumuz kalabalığa şaşırıyoruz. Hiç kuşku yok ki, Troya yakın dönem kazıları ve kazı başkanı Prof. Korfman'ın "Troya eski bir Yunan kenti değil, Anadolu yerleşimidir" gibi spekülatif demeçleriyle gündemdeki en popülar ören alanı ve uzun sürede böyle kalacak.

Ancak burayı ilk meshur eden ünlü Ilyada ve Odysseia destanları yazarı İzmirli hemserimiz Homeros olmuş. Homeros'un yapıtları sonradan Batı kültürünün miladı kabul edilirken, Batı'nın kendi uygarlık kökeninin Homeros'un Troia'sina ve destanların dili de dahil diğer bazı izlerle Yunanistan'a bağlanması da bu yorumlarla gelişiyor.. Şimdi, önce arkeoloji dunyasını sarsan, sonra da daha genis etkileri olacağı savlanan Prof. Korfmann'in kazı bulgularına dayanarak söyledikleri bu yorumu altüst ediyor.

Troya kuşkusuz ayrı bir yazının konusu.. Yedi ayrı tarih dönemine endekslenen kazı katmanları, buranın dörtbin yılı aşkın süredir değişik uygarlıklarca sahiplenildiğinin kanıtı. Alanı gezerken, bu dönemlerin kaçınılmaz bir biçimde neredeyse tümüyle birbirine girdiğini özenle yerleştirilen kazı bilgi levhalarından izliyoruz. Girişteki Truva Atı'nın öyküsünü ise biliyorsunuz.. Buradan, gerisin geriye Assos'a yollanıyoruz.. Assos ve çevresi bizim yabancımız değil. Doksanların ortasında arkadaşlarla bir kaç kez buraya konuk olmuş, dinlenmiş gözlemlerde bulunmuştuk. Bizim Oteller kitabının ilk baskısında Behramkale köyü içinde yalnız bir pansiyonun adı yer almıştı. Eris pansiyon. Mitolojide huysuzluk, hırçınlıkla anımsanan Eris adının tersine, nefis bir vadi manzarasının hakim olduğu dingin bir ortamdan söz ediliyordu. Kitabın son baskısında Assos yöresindeki küçük mekanların sayısı beşi aşmış. Biz, "ilk her zaman özgündür" felsefesiyle buradan rezervasyon yaptırdık. İlk sahip bir emekli müze müdürü olarak görülüyor. Oysa ben telefonda önce bir bayan sonra bay Amerikalıyla görüşmüş ve mutlaka beş çayına, kendi el yapımı kekleri eşliğinde sohbete katılmamız önerilmişti.

Saat dörde yaklaşırken pansiyonumuzu buluyoruz. Burası eski taş bir köy evi, yalnızca dört odalı ve evsahiplerimiz Amerikalı çiftde aynı mekanda bir başka bölümde yaşıyorlar. Ev yine özgün ve sevimli biçimde restore edilmiş ve vadi manzarası gerçekten muhteşem. Ancak bu konaklamanın bizler için asıl sürprizi bu Amerikalılar.

Ya ne iş, Clinton Amca demeye kalmadan anlatıyorlar. Bay Clinton Amerika'da çok popüler üniversite ve eğitim kurumlarında eğitim ve pedagoji alanlarında görev almış, nihayet Fas'ta üç yıl eğitim direktörlüğü yapmış.. Hadi bakalım.. Peki Türkiye? Derken Şarık Tara beş yıl once Enka Okullarını kurarken, üstadın izini buluyor ve Enka Okullarının başına getiriyor. Bizim Bay Clinton tam beş yıl bu okulların kurucu genel direktörlüğünü yapıyor. Eşi de aynı okullarda eğitmen olarak görev yapıyor.

Bay Clinton anlattıkça Türkiye'deki görevinin ve yapmaya çalıştıklarının sıradan bir vitrin çalışması değil tam aksine oldukça farklı bir eğitim modeli çalışmasının ilk mayalanması olduğunu kavrıyoruz. Bize kendi direktifleriyle Türkçeye kazandırılan Vakıf yayını bir kaç kitap gösteriyor ve değişiklikleri uzun uzadıya anlatıyor. Bu ara, eşinin elinden nefis kekler ve çayda bu sohbete eşlik ediyor. Clinton'dan dinlediklerimiz ve onun aracılığı ile edindiğimiz kitaplardaki model arayışları da kesinlikle ayrı yazı konuları olcak boyuttta ve ilginçlikte.

İstanbul'da çalışırlarken ayda en az bir kez Assos'a gelir olmuşlar bizim Amerikalılar. . Giderek burada yaşamaya karar vermişler. Eris Pansiyonu satın almışlar ve iki yıla yakın bir süredir bir aylık Amerika gezileri dışında burada yaşayayıp, pansiyonu işletiyorlar. Dört çocukları dünyanın ayrı köşelerinde, hem mühendislik hem de tıp okuyan şimdi ise üç çocuğunu da okula göndermeyip, evde onların eğitimleri dışında hiç bir şey yapmayan kızlarının öyküsü bile ayrı bir yazı konusu olacak her halde.

Ne diyorduk? Güya biz Assos'u ve pansiyoncuğumuzu sizlerle paylaşacakken Clinton'ların öyküsünü anlattık.. Yani, aktarılmayacak gibi de değil. Saat sekize yaklaşırken biz mi onların elinden kurtuluyoruz yoksa onlar mı sıvışıyorlar belli değil, paçayı kurtarıp, Behramkale ören yerinin tepesinden güneş batışını izlemek üzere köy içine yollanıyoruz..

Son gelişimizde Assos sahilinin çığrından çıkmak üzere olduğunu görmüştük. Bu kez Behramkale'nin kesinlikle elden gitmek üzere olduğunu anlıyoruz. Güneş batışını izlemek üzere, benim sayabildiğim, tam onsekiz aile/grup tarihi eserlerin içine konuşlanmış durumda. Bazıları portatif buzdolaplarda dahil rahatlıkla bir küçük pansiyonun gereksinimini karşılayacak kadar içki çeşidini buralara kadar çıkarmış, çoluk çocuk kendilerinden geçmişler. Tavla oynayanlar, ebe yapanlar ne ararsanız var.. Güneş iyi ki batıyor ve biz lokantaların bulunduğu sahile yollanıyoruz.

Clinton Amca'nın önerdiği sahilin sonunda en alçakgönüllü restaurant. Yine de iki kişi otuz milyonla zar zor sıyırıyoruz. Güya deniz çuprası 6 milyon ama patates kızartması 5 milyon. Taş bina yanında gece yarısı canlı müziği dinleyip, azcık ferahlıyoruz. Ertesi gün, Kadırga sahilinde kısa bir deniz molası ve Amerikalılara veda..

Biz Havran yoluyla Balıkesir üzerinden dönmeyi tartışırken, Clinton elli ayrı harita ve kaynakla, bize Ezine-Çan ve Biga üzerinden gitmemizi öneriyor. Öylede yapıyoruz. Bu yabancıların bilmediği bir şey kalmamış! Kitaptaki diğer küçük yerlerden birçoğu bizim konakladığımız yer gibi köyün içinde ya da çevresinde eski binaların restore edilmesiyle ortaya çıkmış.. Bir tek Berceste Otel, uzun süre Sütlüce koyunda Çağın Moteli işletenler tarafından yine ısssız bir köşede yeni yapılmış..

Assos tarihiyle, deniziyle yine de çok özel bir köşe.. Amerikalıları tanımakta ilginçti.. Kaz Dağı, Ayvalık, Bozcaada ve Assos derken geldik bizim kısa konukluklarımızın sonuna..

Küçük otellerden, küçük ama unutulmaz keyifler aldık.. Bizce denemelisiniz..

back to Eris Pansiyon